Bugünkü yazımızda son zamanlarda ilgi ve tartışmalara yol açan bir konu olan Bilinç akışı (anlatım yöntemi) konusuna değineceğiz. Bilinç akışı (anlatım yöntemi), kişisel yönlerden politik, ekonomik ve kültürel konulara kadar geniş bir toplum yelpazesini etkileyen bir konudur. Bu makale boyunca Bilinç akışı (anlatım yöntemi) ile ilgili farklı bakış açılarını keşfedeceğiz ve farklı yönlere ışık tutacağız; amacımız, bugün bu kadar alakalı olan bu konuya ilişkin eksiksiz ve objektif bir vizyon sunmaktır.
Bilinç akışı karakterin düşünme eylemini olduğu gibi aktarmaya çalışan bir edebi tekniktir. Yapıtlarda iç diyalog şeklinde göze çarpar. Bilinç akışı tekniğini kullanan yazarlara örnek olarak James Joyce, William Faulkner ve Virginia Woolf gösterilebilir. Bilinç akışsal edebiyat modernist akımla yakından ilişkilidir. Psikolojiden edebiyata girişi May Sinclair sayesinde olmuştur.
Bilinç akışsal edebiyati genellikle bir iç monolog halindedir ve metnin takibini zorlaştıran, karakterin parça parça olan düşüncelerini veya anlık duygularını yansıtan çeşitli anlam ve noktalama hatalarıyla biçimlenir. Bilinç akışı ve iç diyalog, konuşmacının bir dinleyici veya 3. şahsa hitap ettiği ve genelde şiir veya dramalarda görülen dramatik monologlardan ayrılmaktadır. Bilinç akışında, konuşmacının düşünce süreci kişinin kendisine yönelmiştir ve biz buna sadece kulak misafiri oluruz. Bu iç monologlar, öncelikli olarak kurgusal bir araçtır.
Muhtemelen bu tekniği kullanan ilk edebi ürün Ovidius'un Methamorphoses'udur. Sir Thomas Brown'a ait olan “The Garden of Cyrus” (1658), nesnelerin, geometrik şekillerin ve numerolojinin hızlı ve bağlantısız kullanımı ile bilinç akışsal yazının ilk ürünleri arasında yerini almaktadır. ’nin bazı ürünleri de (“The Adventures of Sindbad”) bilinç akışının müjdecisi olan kimi teknikler içermektedir. Bu tarzın gelişiminde incelenebilecek diğer örnekler Laurence Sterne'ün “The Life and Opinions of Tristram Shandy” ve “Gentleman”’i (1760), Edgar Allan Poe'nun Nantucketlı Arthur Gordon Pym'in Öyküsü (1837/1838) ve Édouard Dujardin’in “Les Lauriers sont coupés”udur (1888). Tolstoy Anna Karenina’nın (1877) düğüm kısmına ulaşan bölümlerde bilinç akışına benzer bir yöntem kullanmıştır. Arthur Schnitzler'in erken dönem işlerinden “Leutnant Gustl”da (1900) da bilinç akışı tekniği görülmektedir. Ancak bilinç akışsal yazın asıl yükselişini 20. yüzyılda yakalamıştır. Virginia Woolf, James Joyce ve William Faulkner’ın eserleri bu yükselişe öncülük etmiştir.
Bilinç akışı tekniğiyle yazılmış önemli eserlerden birkaçı:
Teknik sadece edebi eserlerde değil, görsel eserlerde de kullanılmıştır. Çeşitli İngiliz komedi tiyatro toplulukları, absürdlükle bilinç akışını harmanlayarak yeni bir yorum yaratmışlardır.
Müzik dünyasında ise bu tekniği rap şarkıcısı Ghostface Killah kullanmıştır. Sözlerini, kişisel fikirlerini ve ruh halini yansıtan karmaşık ve anlık ifadelerle oluşturmuştur.