Bugünkü yazımızda bugün çok önemli bir konu olan Hizbullah (Türkiye) konusuna gireceğiz. Hizbullah (Türkiye) siyasetten popüler kültüre kadar pek çok alanda önem kazanmış bir unsurdur. Yıllar boyunca Hizbullah (Türkiye) tartışma ve analiz konusu olmuştur ve bu makalede onun farklı yönlerini ve toplum üzerindeki etkisini inceleyeceğiz. Tarih boyunca Hizbullah (Türkiye), bugün bildiğimiz dünyayı şekillendirmede temel bir rol oynamıştır ve bu nedenle farklı bağlamlardaki etkisini anlamak çok önemlidir. Ek olarak, Hizbullah (Türkiye)'in zaman içinde nasıl geliştiğini ve günümüzde nasıl ilgi yaratmaya devam ettiğini inceleyeceğiz. Kendinizi Hizbullah (Türkiye)'in büyüleyici dünyasına kaptırmaya hazır olun!
Başlığın diğer anlamları için Hizbullah sayfasına bakınız.
Hizbullah
Hizbullahî Kurdî
Hizbullah Basın Bürosu tarafından kullanılmış bir kaligrafi[1]
Hizbullah (Türkçe: Allah'ın Partisi), diğer adlarıyla Türkiye Hizbullahı,[13]Kürt Hizbullahı[3][14] (Kürtçe: Hizbullahî Kurdî) veya Hizbullah Cemaati;[15]Kürt, Sünni İslamcı ve çoğu faaliyetini Türkiye'de gerçekleştiren militan örgüttür.[16][17] Geçmişte şiddet eylemleri gerçekleştiren örgüt, 2000'ler ve sonrasında şiddet içerikli olmayan faaliyetlere odaklanmıştır.[18] İsim benzerliğinin aksine Türkiye'deki Hizbullah ile Lübnan'daki Hizbullah arasında doğrudan bir ilişki bulunamamıştır.[19][20][21]
Tarihi
Örgüt, 1979-1980 yıllarında Diyarbakır'daki Vahdet kitapçısındaki toplantılarla oluşmaya başladı. Abdulvahap Ekinci'nin sahip olduğu bu kitapçıdaki toplantılar, Fidan Güngör ve Hüseyin Velioğlu tarafından düzenlenmekteydi. 1981 yılında Fidan Güngör, Menzil kitapçısını kurarken, 1982 yılında Hüseyin Velioğlu ise İlim kitapçısını kurdu. 1979'da kurulan örgüt,[22][23] 1987'ye kadar bu kitapçılarda toplanarak faaliyetlerini sürdürdü.[24][25] 1987'de Hüseyin Velioğlu İlim kitapçısını Batman'a taşıdığında, liderlik ve militan faaliyetler üzerindeki farklı fikirler sonucu örgüt, iki kola ayrıldı.[25] Velioğlu'nun liderliğindeki İlim kolu, hemen silahlı faaliyetlere başlama kanaatindeydi. Anlaşmazlıklar, iki grup arasında geçen kanlı çatışmalarla sonuçlandı.[26]
Örgüt, Batman dışında en çok Diyarbakır'ın Silvan ilçesinde etkiliydi, ayrıca uzun bir süre boyunca Yolaç köyünü merkez üssü olarak kullanmıştır.[25] Bununla birlikte örgütün yetkili isimleri ve örgüt üyeleri bazı temaslarda bulunmak ve destek elde edebilmek için Kuzey Irak'a ve İran'a gitmiştir.[27][28][29]
İlim ve Menzil gruplarından sonra kendi çevresince Hizbullah Hakverdi olarak anılan Hilmi Kocaaslan tarafından da Davet grubu oluşturulmuş ve Malatya'da kadrolaşmaya başlamıştır. Güvenlik güçleri tarafından takibe alınan Davet grubu, İlim ve Menzil gruplarıyla anlaşmazlıklar yaşamış ve çatışmalarda kayıplar vermiştir. Davet grubu 1990 yılında "İslami Davet" dergisi ile propagandaya başlamış, daha sonra dergi ekonomik sebeplerle yayın hayatına son vermiştir.[30][31] İran etkisi daha çok göze çarpan Davet grubu, İslami Davet adında bir içerik platformu oluşturmuş, internet ve sosyal medyada da varlık göstermeye başlamıştır. Said Nursi ve Ruhullah Humeyni'nin ortak yönlerine vurgu yapan ve Said Nursi'nin İran'daki İslam İnkılabı'nı "müjdelediğini" iddia eden bu fraksiyon, İran'a ve İran'ın politikalarına tam bir bağlılık göstermiştir.[32][33][34][35]
Faaliyetleri
Zekât ve fitre adı altında esnaftan ve halktan zorla para topladığı iddia edilen örgüt,[36] 1990'ların başında, halihazırda yükselişe geçen Kürt ayrılıkçı hareketine doğrudan bir tehdit oluşturmuştur. Kürt[37] Sünni İslamcı örgüt; şiddet ve cinayet gibi eylemlerini PKK üzerine yoğunlaştırsa da emniyet birimlerini ve ahlaksız olarak kabul ettikleri kişileri de (alkol içenler, mini etek giyenler vs.) hedef almışlardır.[36][38][39] 1992'de, 2000'e Doğru dergisinin Diyarbakır temsilcisi Halit Güngen Hizbullahçılar tarafından öldürüldü.[40] Öldürülmesinden iki gün önce 2000'e Doğru, "Hizbullah Çevik Kuvvet Merkezinde Eğitiliyor" manşetli bir kapakla çıkmıştı. Hizbullah üyeleri ise örgütün devlet desteği aldığına dair iddiaları yalanlamış ve bu iddiaları "gülünç" bulduklarını söylemişlerdir.[41]
Hizbullah, Gülen Cemaati gibi Nurcu bir gelenekten gelmesine rağmen Fetullahçılara karşı daima mesafeli ve onlarla münakaşa halindeydi. Hizbullah'a yönelik operasyonlarda yer alan polislerin Gülen Cemaati'ne yakın olduğu yönündeki güçlü kanılar Hizbullah'ın bu harekete kuşkuyla yaklaşmasında belirleyici olmuştur. Gülen Cemaati'nin yayın organları Hizbullah aleyhinde yayınlar yapmakta, Hizbullah ise Gülen Cemaati'ni "rejime yaranma çabası" iddiasıyla eleştirmekteydi.[43] Zehra Vakfı Başkanı İzzettin Yıldırım'ın Hizbullah tarafından öldürüldüğünün ortaya çıkması Nurcuların tepkisini çekmiştir.[44][45]
İlk döneminde örgüte ait yazılı bir metne rastlanmasa da "Şehitler Kervanı" adında bir albüm çıkardıkları biliniyor.[46] Bu albümde ''Kürdistan'' olarak isimlendirdikleri Güneydoğu'da ''şeriat'' adına verdikleri mücadeleyi anlatan marşlar ve Ruhullah Humeyni gibi isimlere yazılan ağıtlar yer alıyor.[47][48]
Derin devlet ile ilişkileri ve devlet desteği
Eski bakan Fikri Sağlar, Siyah-Beyaz gazetesiyle yaptığı bir röportajda, ordunun Hizbullah'ı sadece kullanmakla kalmadığını, aynı zamanda bu örgütü kurup sponsorluğunu da yaptığını söylemiştir. Bu kararın 1985 yılında alındığından da söz eder. Fakat konuyla ilgili devlet kayıtlarında geçerli hiçbir bilgi ve belge göstermemiştir.[49]
Yine de güvenlik güçleri, Hizbullah'a devrim sonrası İran tarafından para yardımı yapıldığını ve eğitim verildiğini; ayrıca İran'ın, Orta Doğu boyunca terör örgütleri vasıtasıyla İslami hükûmetler kurmak istediğini iddia etmiştir.[50][51][52]
Doğu Perinçek'in sahibi olduğu Haftalık 2000'e Doğru dergisi, 16 Şubat 1992'de görgü tanıklarının ve Hizbullah sempatizanlarının verdiği bilgiler doğrultusunda, örgüt üyelerinin Diyarbakır'daki çevik kuvvet merkezinde eğitim gördüklerini bildirmiştir. Sözü edilen Hizbullah sempatizanlarının kim olduğu ise belirtilmemiştir. Bu konuyla ilgili makalenin yayımlanmasından iki gün sonra bu makalenin yazarı Halit Güngen, faili meçhul bir cinayete kurban gitmiştir.[26] Bir önceki sayısında devlet ve Hizbullah ilişkilerinden bahseden haftalık Gerçek dergisinin Diyarbakır temsilcisi Namık Tarancı, 20 Kasım 1992'de iş yerine giderken vurularak öldürülmüştür. Özgür Gündem muhabiri Hafız Akdemir; Silvan'da Hizbullah tarzı çifte cinayet işledikten sonra kaçan suikastçılara yardım ve yataklık eden bir kişinin, altı hafta gözaltında tutulduktan sonra mahkemeye bile çıkmadan serbest bırakıldığını iddia eder ama cezaevine gönderilen binlerce Hizbullah hükümlüsü olduğu bilinmektedir. Kendi dilinden Hizbullah kitabında bütün bu cinayetlerin Hizbullah'ın çatışma halinde bulunduğu örgüt ya da gruplar tarafından psikolojik savaş amaçlı üretildiğini dile getirmiştir
Türkiye'deki Meclis Araştırma Komisyonu'nun 1993 raporunda; Hizbullah'ın, Batman ilinde güvenlik güçleri tarafından siyasi ve askerî eğitim, ayrıca destek aldıkları anlatılmaktadır.[53][54]
JİTEM'in kurucusu olduğunu iddia eden Jandarma Genel Komutanlığı'ndan emekli albay Arif Doğan, 17 Ocak 2011'de Ergenekon davaları kapsamında mahkemede ifade verirken; Hizbullah'ın camii manipülasyonlarına karşı fikirsel olarak savaşması için, Hizbul-Kontr ("Kontralar Partisi") isimli bir oluşum kurduğunu beyan etmiştir. Ancak Arif Doğan'ın akli dengesini kaybettiğinin anlaşılması nedeniyle bu iddia gerçekçi bulunmamıştır.[55]
İnsan kaynakları
Corry Görgü, 1990'ların başında örgütün militan sayısını 20.000'e kadar ulaştığını belirtirken[17]Center for Defense Information'ndaki 2003 tarihli bir makalede de aynı sayı tekrarlanır.[56] 2002 Küresel Terörizmin Motifi raporunu temel alan, Amerikan Bilim Adamları Federasyonu'nun İstihbarat Kaynağı Programı tarafından sağlanan bilgilere göre örgütün birkaç yüz üyesi ve binlerce destekçisi vardır. Ufuk Hiçyılmaz ise, Ocak 2005'te Aksiyon'da yayımlanan makalesinde örgütün yaklaşık 1.000 kişilik silahlı üyesi bulunduğundan bahseder.[57]
İran'la ilişkiler
Kaynağı İran'daki İslam Devrimi'ne ait bir poster olan bu görsel, az bir değişiklikle Kürt Hizbullahı ve ilgili gruplar tarafından da bayrak ve albüm kapağı olarak kullanılmıştır.[58][59]
Emniyet güçleri örgüt mensuplarının İran'da siyasi ve askeri eğitim aldığını, örgütün İran modeli bir İslam devleti kurmayı amaçladığını iddia etti.[60][61] Örgütün itirafçısı Aziz Tunç ise örgüt içinde İran'a yoğun bir sempati olduğunu ve örgüt üyelerinin İran'a gidip geldiğini söyledi.[62] Hüseyin Velioğlu'nun yeğeni Abdülhakim Velioğlu cemaatin İran'la bir dönem iş birliği içinde olduğunu ancak bunun siyasi bir iş birliği olduğunu ve Hüseyin Velioğlu'nun hiçbir zaman İran'ın adamı olmadığını söyledi.[63] Hizbullah ise İran'la bağlarının olduğunu reddetmedi ve mevcut ilişkilerin "İslami sorumluluklar ve cemaatin maslahatı doğrultusunda" olduğunu, tüm İslami oluşumlarla münasebet içinde olmayı dilediklerini ancak cemaatin bağımsız bir hareket olduğunu ve İran'ın vekil birimi olmadığını söyledi.[64] Örgüt İran'da gerçekleşen İslam Devrimi'nin yaratmış olduğu motivasyonla eyleme geçse de İhvan'a yakınlığı da vardı.[65][66]
PKK ile ilişkiler ve Kobani Olayları
Hizbullah ilk başlarda PKK ile çatışmaktan kaçındı ve Türk hükümetine karşı PKK ile birleşik bir cephe kurmayı denedi. Ancak PKK'nın isteksizliği ve bölgedeki tek otorite olma arzusu nedeniyle bu deneme başarısızlıkla sonuçlandı.[67][68][69][70][71][72] PKK'nın Hizbullah'a yönelik tehdit ve tahriklerinin ardından Hizbullah ile PKK arasında çatışmalar başladı.[73] Derin devletin bu çatışmalarda Hizbullah'a yardım ettiğine yönelik iddialar PKK'nın Hizbullah'ı aşağılama amaçlı "Hizbulkontra" olarak isimlendirmesine yol açtı.[74][75] Hizbullah ise PKK'nın Kürt ayrılıkçılığına hizmet etmediğini iddia etti ve PKK'yı Ermeni çıkarlarına hizmet etmekle suçladı.[76] Hizbullah ile PKK arasındaki çatışmalar 1995 yılında sonra erdi ve ateşkes sağlandı.[77] İran'ın, Hizbullah ve PKK'nın barışmasında arabulucu rol oynadığı iddia edildi.[78]
Kobani Olayları sırasında Hizbullah ve HÜDA PAR ile bağlantılı olduğu öne sürülen ve bu iddiayı kabul eden Şeyh SaidSeriyyeleri adında silahlı bir grup ortaya çıkmış, HDP üyelerine saldırılarda bulunan silahlı grubun sosyal medya üzerinden üstlendiği ve "intikam" olarak gördüğü cinayetler faili meçhul olarak kayıtlara geçmiştir.[79][80][81][82][83] Kobani Olayları sırasında HDP'nin eş genel başkanı olarak görev yapan Selahattin Demirtaş, "Birçok Hizbullah militanı, elemanı şu anda Diyarbakır'da silahlandırılmış durumda. Evlerinde silahlandırılmış durumdalar. Kendilerine dönük saldırı olduğunda kim kimi vuracak o da belirlenmiş durumda" açıklamasında bulunmuş ve olayların aydınlatılması yönünde bir çağrı yapmıştır.[84]
Ceza davası
İstanbul'da birkaç iş adamının kaçırılması ve arkasından gelen Beykoz'daki bir ev baskınından sonra yurt genelinde Hizbullah taraftarlarına karşı aramalar ve operasyonlar başladı. 17 Ocak 2000'de Beykoz'daki bir operasyon sırasında Hüseyin Velioğlu öldürüldü ve Edip Gümüş ile Cemal Tutar gözaltına alındı. Cemal Tutar'ın, Hizbullah'ın askerî kanat sorumlusu olduğu öne sürülürken, Edip Gümüş de örgütün üst düzey yöneticilerinden biri olmakla itham edildi.[85]
Bunu takip eden zaman içerisinde başlıca Diyarbakır'da, Hizbullah üyesi olduğu ileri sürülen pek çok kişi mahkemeye sevkedildi. Birkaç defa zanlılardan bazıları işkence gördüklerini iddia etti. Bu tür iddialar Uluslararası Af Örgütü tarafından Acil Eylem planı kategorisinde belgelendi.[86] Edip Gümüş ve Cemal Tutar'ın itham edildiği duruşmada; zanlı Fahrettin Özdemir, 10 Temmuz 2000'de 59 gün boyunca gözaltında tutulduğunu ve işkence gördüğünü söyledi. Cemal Tutar ise, 11 Eylül 2000'de 180 gün boyunca gözaltında tutulduğunu söyledi.[85]
Hizbullah mahkemesi Aralık 2009'da sonuçlandı. Zanlılar çeşitli sürelerde hapis cezalarına çarptırıldı, Cemal Tutar ile Edip Gümüş'ün de aralarında bulunduğu 16 kişiye müebbet hapis cezası verildi.[87]
Militan faaliyetler yaptıkları öne sürülerek tutuklanan Hizbullah'ın 23 üyesi, Türk Ceza Kanunu'nda yapılan, mahkeme kararı olmaksızın tutuklu kalma süresini 10 yıl ile sınırlayan tasarı değişikliği doğrultusunda, 4 Ocak 2011'de tahliye edildi.[88] Ancak adli kontrol kapsamında karakola dönmeyen Hizbullah üyeleri kayıplara karıştı.[89]
^The Turkish Counter-Terrorism Experience, Suleyman Ozeren, Organizational and Psychological Aspects of Terrorism, Ed. Centre of Excellence Defence against Terrorism, (IOS Press, 2008), 159.
^Turkish Hezbollah, Encyclopedia of Terrorism, Ed. Harry W. Kushner, (Sage Publications Inc., 1993), 368-369.
^The Kurdish Question and Turkish Foreign Policy, Kemal Kirisci, The future of Turkish foreign policy, Ed. Lenore G. Martin, Dimitris Keridis, (MIT Press, 2004), 295.
^See: EXTRA 64/01 of 14 September 2001 (Hacı Bayancık), UA 218/01 of 4 September 2001 (Hacı Elhunisuni), UA 209/01 of 22 August 2001 (Yasın Karadağ), UA 194/10 of 31 July 2001 (Edip Balık), UA 317/00 of 17 October 2000 (Fesih und Hatice Güler)