Bu makalede Gülşehrî'in ayrıntılı bir analizini yapacağız, en alakalı yönlerini ve mevcut toplum üzerindeki etkisini araştıracağız. Gülşehrî, kökeninden zaman içindeki evrimine kadar çeşitli bağlamlarda temel bir rol oynamış, anlamı ve sonuçlarıyla ilgili tartışmalara ve ihtilaflara yol açmıştır. Bu sayfalarda bunun farklı alanlardaki etkisini ve insanların günlük yaşamlarındaki önemini inceleyeceğiz. Hiç şüphe yok ki Gülşehrî, kültürde, siyasette, ekonomide ve daha birçok alanda silinmez bir iz bırakarak tarihe bir önce ve sonra damgasını vurdu. Gülşehrî'in sunduğu her şeyi ve dünyamızı bugüne kadar nasıl şekillendirdiğini keşfetmek için bu yolculukta bize katılın.
Gülşehrî, 14. yüzyıl Türk divan şairidir. Döneminin en önemli şairlerinden biri olan Gülşehrî hakkında bugün pek fazla bir şey bilinemese de mutasavvıf olduğu bilinmektedir. Naklî ilimlerde bilgili olmasının yanı sıra matematik ve felsefe gibi aklî ilimlerle de ilgilendiği ve bu konularda da bilgi sahibi olduğu düşünülmektedir.[1] Gülşehri'nin Kırşehir'de Mevleviliği yaydığı, zaviyede yaşadığı ve mahlasını da o zaman adı Gülşehir olan Kırşehir'den aldığı bilinmektedir.[1]
Bir mutasavvıf olan Gülşehrî'nin eserleri bunun izlerini taşır. Ayrıca şair Ferîdüddîn-i Attâr, Mevlânâ ve Senâî gibi mutasavvıf yazarlardan etkilenmiştir.[1] Nitekim ünlü eserlerinden biri Feridüddin Attâr'ın ünlü mesnevisi Mantıku't Tayr'ı temel alan aynı adlı mesnevidir. Çoğunlukla bu eserinin Attâr'ın eserinin tercümesi olduğu sanılsa da, Gülşehrî'nin de bizzat belirttiği gibi, eser aynı adı ve temel hikâyeyi barındırmakla birlikte bir tercüme değildir[kaynak belirtilmeli] ve orijinal Mantıku't Tayr'ın içeriği eserde yoğun biçimde değiştirilmiş ve farklı kaynaklardan yeni içerikler eklenmiştir; örneğin Rumî'nin Mesnevi'si ve ünlü Hint klasiği Kelile ve Dimne gibi. Bunun dışında Feleknâme, Aruz Risalesi ve Keramt-i Âhi Evran isimli ünlü bir eseri daha vardır. 1301'de Farsça olarak yazdığı Feleknâme'yi İlhanlı hükümdarlarından Gazan Han'a sunmuştur. Ayrıca Aruz-ı Gülşehri ve Kuduri Tercümesi adlı başka eserleri de vardır.
Gülşehrî Türk yazar ve şairlerin Türkçe eser vermek istemediği, Arapça ve özellikle de Farsça yazdığı bir dönemde eserlerini Türk dilinde yazarak Türk dilinin savunuculuğunu yapmıştır.[2]