Bu yazımızda son zamanlarda pek çok kişinin dikkatini çeken bir konu olan Hiciv konusuna değineceğiz. Bu konuya kapsamlı bir bakış sağlamak için, kökeninden mevcut sonuçlarına kadar Hiciv ile ilgili çeşitli yönleri inceleyeceğiz. Farklı yönlerini analiz edeceğimiz bir yolculukla, okuyucularımızın Hiciv'in modern toplumdaki alaka ve etkisini geniş ve eksiksiz bir şekilde anlamalarına olanak tanıyan ayrıntılı bir görünüm sunmayı amaçlıyoruz. Verileri, uzman görüşlerini ve referansları sunarak, Hiciv hakkında düşünmeye ve tartışmaya davet eden zenginleştirici bir vizyon sağlamaya çalışıyoruz.
Hiciv, hicviye ya da yergi, edebiyat ve sanatta, bir kişi, bir olay ya da durumun, iğneleyici sözlerle, alaylı ifadelerle eleştirildiği bir türdür.
Hiciv (Arapça: هجو) terimi, Türkçeye Arapça üzerinden geçmiştir. Buna karşın Arap dilinde daha çok hicâ' (هجاء) terimiyle karşılık bulmaktadır. Hicâ' "sözcüğü ise sözlükte "şiirle sövmek" anlamına gelmektedir. Söz konusu terimin edebiyattaki terminolojik anlamını İslam öncesinde kazandığı anlaşılmaktadır. Bu ıstılahın türediği h-c-v kökü, Sami dillerinde köklü bir geçmişe sahiptir. Örneğin; İbranicede h-g-v (הגה) kökü Arapçadakiyle eşasıllıdır ve "kısık sesle bir şeyler söylemek, mırıldanmak" anlamına gelmektedir. Bu anlam, hiciv ile büyücülük aralarındaki kadim ilişkiye işaret etmektedir.[1]
Hiciv sanatı, muhtemelen ilk önce eski Mezopotamya'da yahut Eski Mısır'da ortaya çıkmıştır. Eski Mısırda, yergicilikle iştigal edildiği bilinmektedir. Belirli meslekleri yeren "Meslekler Hicvi" (Dua-Kheti Öğretisi) adında bir metin bulunmuştur.[1]
Klasik Arap şiirinde hiciv teması, oldukça geniş şekilde işlenmiştir. Arap hicvinin tarihi seyrine bakıldığında, Sümer, Eski Mısır, Babil ve Yahudi geleneklerinden etkilenildiğine dair bazı önemli ipuçlarına rastlanmaktadır. Ayrıca eski Arap hicvinin başlangıcı büyücülükle yakından ilişkilendirilmektedir. Nitekim bu dönemde kahinler, düşmanlarını lanetlemek için bir takım secili sözler söylemişlerdir. Bu secili sözlerin zamanla standartlaştırılmış hiciv dizelerine ilham verdiği düşünülmektedir.[2]
Hiciv sanatı, muhtemelen ilk önce eski Mezopotamya'da ortaya çıkmıştır. Türk edebiyatında hicvin ortaya çıkışı, daha geçtir. Eleştirici bir anlatımı olan şiirler Divan edebiyatında hiciv, Halk edebiyatında taşlama, yeni edebiyatımızda ise yergi olarak anılmaktadır. Bu tür şiirler didaktik özellikler içerdiğinden didaktik şiir içinde değerlendirilmesi mümkündür. Ancak açık bir eleştiri söz konusu olduğundan ayrı bir sınıfta ele alınması tercih edilir. Divan edebiyatında Bağdatlı Ruhi ve Nef'î, Tanzimat edebiyatında Ziya Paşa, Abdülhamit devrinde Eşref, Millî Edebiyat döneminde ise Neyzen Tevfik, Halit Nihat Boztepe, İhsan Hamami hiciv dalında önemli eserler vermişlerdir.